Medya'da Biz

Anasayfa / Medya'da Biz

Yaşam Dediğimiz Şey Ortalama 75 Yıl, O da Şanslıysanız!

Yaşam dediğimiz şey ortalama 75 yıl, o da şanslıysanız !

İnsanoğlu, yılın dört ayını, yetmiş beş yıl yaşarsa yaşamının yirmi beş yılını uyuyarak geçiriyor!

 

Ömür dediğimiz sürenin üçte birinde sadece nefes alıyoruz, yaşamıyor, yarı ölüyüz kısaca(!)

 

Aldığı koçluk ve eğitimci formasyonlarının öncülüğünde, deneyimli ekibiyle önde gelen birçok şirketin yönetimi ile çalışan, eğitimler veren ve bunun yanı sıra bireysel koçlukta da başarılı bir yol çizen Direm Fikir Atölyesi kurucusu Didem Tınarlıoğlu yeni yazısında; bir insanın hayatının tüm alanlarında sağladığı birbiriyle ilişkili sonuç kalitesine “yaşam başarısı” dendiğini ve yaşam başarısının bir insanın yaşama dair beklentileriyle yaşamındaki gerçekleşmelerin doğru orantılı olması sonucu elde edilen bir kazanım olduğundan bahsediyor.

 

Didem Tınarlıoğlu’nun yazısı:

 

Ortalama bir yaşama göz atarsak :

 

İlk 25 yıl: Çocukluk, okul derken sonrasında da ergenlik ve hormonların devrede olduğu, önündeki ömrü upuzun düşünerek geçen havai yıllar.

 

Son 25 yıl : Emekliliğe yaklaşmanın ya da emekli olmanın getirdiği dinginlik ve sakinlik ile bedenin ve ruhun kıymetini yeni fark etmiş olmanın geç kalınmış bilinci ile tüm yaşam sağlığı hakkında bir hekim kıvamında bilgelik ile geçen yıllar.

 

25 ila 50 yaş arası: Burası, yaşamın tam ortası.

 

Hırsların, tutkuların, sorgulamaların en fazla yapıldığı ama eyleme dökülmeyip ertelenen yaşamlar, “ev, yazlık, araba almalıyım, çocuklar en iyi okulda okumalı” diyerek sevilmeden yapılan işlerle tüketilen ömürler.

 

Uyumlu değil uygun olduğu için yapılan eş seçimleri, son yirmi beşi yılı iyi geçirmek için gece gündüz çalışıp eve gelince koltuğa kendini zor atan bedenler, televizyon karşısında uyuya kalmanın en büyük konfor olduğu yaşamlar ile geçen yıllar.

 

Yaşamın bir başka üçte birini işgal eden, iş dünyasındaki durumuna bakalım :

 

-İnsanların, sadece %14 ‘nün sevdiği işi yaptığını biliyor musunuz ?

-Mesleğini ”Hiç veya pek sevmiyorum “diyenlerin oranı ise %65 ! (kyn.paramedya.com)

 

Yaşamının, zaman ve mekan olarak neredeyse üçte birini geçirdiği bir işi , sevmeden yapmak zorunda olmak nasıl büyük bir eziyet! Sırf bu durum bile kişinin mutsuz olması için tek başına bir sebep değil midir? Sevilmeyen meslek seçiminde başlıca sebebin,eğitim sistemi olması konusunu hiç açmayalım bile. Yirmi sekiz ülkede daha yeni yapılan araştırmaya göre: Türk öğrenciler, “en mutsuz öğrenciler “olarak listede birinci sırada yer aldı.(Pisa Nisan’2017)

 

 

Aristotle, 2300 yıl önce insanların her şeyden çok mutlu olmak istedikleri sonucuna varmış. Aristotle’den bu yana her konuda ilerleme varken mutluluk arayışımız konusunda arpa boyu yol almamışız.

 

İnsanoğlunun ruh sağlığı ne durumda ?

-Dünyanın %4’ü -yaklaşık 300 milyon kişi- depresyonda. Tedavi için uzmanlara başvurmayanlar da dahil edildiğinde rakamın çok daha fazla olduğu tahmin ediliyor. (kyn.:Avusturyalı Queensland Ünv.)

-Türkiye’ de 8 milyon kişi antidepresan kullanıyor ve kullanımda kadınlar erkekleri ikiye katlıyor. (Sağlık Bakanlığı 2015)

 

Her taraf mutluluğun formülünü anlatan kitaplar, kurslar, workshoplarla dolu.

 

Bir yandan gittikçe yalnızlaşılırken artan şey yüze takılan maskelerin çeşidi oluyor. Maskeler; evde, işte, sosyal hayatta ve yastığa baş koyulduğunda birbirlerini tanımıyorlar bile.

 

Birbirine yabancı yorulmuş ruhlar, emanet bedenlere teslim edilmiş nefes almaya çalışıyorlar.

Sosyal medyada sahte gülümsemeler, olması arzu edilen yaşamlar, binlerce takipçisi olan hesaplara sahipken güvenebildiği insan sayısı üçü beşi geçmeyen profiller, binlerce mil uzakta sanal biri ile saatlerce süren sohbetler yanı başında duran dostlarla paylaşılmayan hayatlar. Elindeki telefona bakmaktan gökyüzüne bakmayı nicedir unutmuş benlikler, kulaklıksız yürüyemeyen ama kuş sesini bile duymaktan mahrum gençler.

 

Ertelenmiş mutluluklar planlanmış ileri yıllara atılmış yaşamlar derken anı bilmek ve yaşında yaşamaya çalışmak gülümseten iyimserliklere dönüştü nerdeyse.

 

Tüm bunlar olup biterken ; Hırsların, arzuların, sosyal statülerin ve somut değerlerin peşinden koşarken asıl yaşamın lezzetini hiç tadamaz olduk.

 

Her şeyi koy verip yaşayalım, canımız neyi istiyorsa hesapsızca tüketelim demiyorum. Ertelemek ve zamanı zamansızlıkta hissetmemekten bahsediyorum. Pişmanlıklar, suçlamalar ve bahaneleri bir kenara bırakıp hedeflerimizin peşinden koşarken bu hedefler, sizi sizden alıkoymasın diyorum.

 

Bir insanın hayatının tüm alanlarında sağladığı birbiriyle ilişkili sonuç kalitesine “yaşam başarısı” diyoruz. Yaşam başarısı bir insanın yaşama dair beklentileriyle yaşamındaki gerçekleşmelerin doğru orantılı olması sonucu elde edilen bir kazanımdır. Bunda bir insanın ilişki başarısından, akademik başarısına hatta sosyal ilişkiler başarısına varan bir dizi alanda beklentileriyle örtüşen sonuçları alması gerekir. Bir başka deyişle yaşam başarısı kendini gerçekleştirmek ve yaşama dair çok yönlü olarak isteklerine ana hatlarıyla ulaşabilmektir.

 

Üzülecek şeylerin sayısı çok. Gülümsetenlerin ki çok mu az ?

 

Boşa geçen ömrü sorgulamanın belki de tam zamanıdır.

 

Dünyayı değiştirmemiz mümkün değil fakat kendi dünyamızı değiştirmek mümkün.

 

“Bir şeyi yapabileceğinize veya yapamayacağınıza inanıyorsanız; her iki durumda da haklısınız“ /Henry Ford